Efe ile Nil’in Hikayesi (23)

Karım, ben, Sait hoca… Gecenin bir yarısı, elimizde kadehler, kafalar bi milyon olmuş, resim yapma bahanesiyle karımı atölyesine kapatıp beceren ressamın evinde üçümüz oturmuş, sohbet ediyorduk. Anlamsız bir sevinç vardı içimde…

İkisi karşımdaki geniş koltukta yanyana, dip dibe oturmuşlar, ben karşılarındaki tekli koltukta onları izliyordum. Daha çok onlar konuşup gülüşüyorlar, ben de anlattıklarına gülüyordum. Karımın mini elbisesinin eteği iyice sıyrılmış, ak jartiyer çoraplarıyla uzun güzel bacakları iştah açıcı görünüyordu. Üst kısmın derin dekoltesi, bakanlara kendisinin eskişehir merkez escort sütyen kullanmadığını, portakal irisi canlı göğüslerinin ne kadar harika olduğunu duyuru ediyordu.

Sait hoca heyecanla sergiden, resimlerinden bir şeyler anlatırken elini gayet tabii bir şeymiş gibi karımın bacağına koyuyordu ara sıra… eskişehir merkez escort Karımsa adamın eli çorap üstünden de olsa tenine her değdiğinde ürperiyor, hayran bakışları adamın gözlerinden, dudaklarından ayrılmıyordu o konuşurken…

Alkolden hafif başım dönmesine karşın farkındaydım her şeyin… Ama sesimi çıkarmıyordum. Aklımda ressamın onu nasıl becerdiğini, nasıl seviştiklerini en ince ayrıntılarına kadar karımın bana anlattığı erotik sahneler, karşımda o sahnelerin aktörleri, sarıcakaya escort karizmatik ressam ile yarı çıplak sevgili karım, mutlu mesut, karşılarında oturuyordum.

Orospu karım da hayatından memnun olmalıydı. Bacaklarını yaymış oturuyordu. Bacak bacak üstüne atıyor, jartiyer çorabının dantellerine, kalçalarına kadar bize sergiliyor. Ara ara bacaklarını indirdiğindeyse, hafif aralık bacaklarının arasındaki minik ak dantel külodu görünüyordu. Külodun incecik ağının kadınlığının kabarmış etli dudakları arasında kaybolduğunu, özenle uğraşıp şekilli bıraktığı kasık tüylerinin külodun kenarlarından belli olduğunu karşıdan bile görebiliyordum.

Elbette orospu karımın umurunda bile değildi bunca çıplaklığı… İki erkek tarafından beğeniyle izlenmek, arzulanmak onun hoşuna gidiyor, azgın teşhirci fahişe açıldıkça açılıyordu.

– “Yahu çocuklar, sergi demişken, şu nakit olayını unuttum gitti. Durun, Nil’e parasını vereyim” deyince ressam, düşüncelerimden sıyrılıverdim.

Para lafını duyunca kulaklarım dikildi hemen… Cüzdanına davrandı, içinden bir tutam parayı alıp yavaş yavaş, desteyi benim parlayan gözlerime sokarcasına yüzlükleri saydı, sonra da Nil’in eline tutuşturdu paraları… Epey bir nakit olmalıydı elinde…

– “Teşekkür ederim yavrum… Her şey için… Sen olmasaydın, senin bu güzelliklerin olmasaydı, o güzel nü resimlerim de olmazdı. İlham verdin bana…” diyerek eğildi, karıma sarılıp nerdeyse dudağının kenarından öptü. Karım yanakları arzudan kızarmış, dudakları istekle aralanmış vaziyette donup kaldı bir an…

Orospu çocuğu… Kart, varlıklı zampara… Karımın sana sadece resim yaparken ilham vermediğini, öbür şeyler de verdiğini biliyorum artık… Daha onsekizine basmamış bilgisiz l****ayı nasıl ağına düşürüp zevkten geberttiğini… Tazecik amcığının sularını nasıl içtiğini… Yarrağını nasıl yalatıp emdirdiğini… Hatta benimle evlendikten sonra da nasıl acımasızca siktiğini… Hepsini biliyorum.

Oh, benim sevgili karımı bağırta bağırta sikip becermiş bu herif… Güzel karımın amına koymuş defalarca… Amını götünü sikip dağıtmış karıcığımı… Ama karıma da hak verdim doğrusu… Elindeki kalın cüzdanla ne kadar karizmatik görünüyor, ne kadar yakışıklı, boylu poslu duruyor karşımda…

– “Asıl biz teşekkür ederiz Sait hocam” dedim karımın yerine atılarak… “Öyle hora geçti ki verdiğiniz para, anlatamam. Şey… Nakit yönden biraz sıkıntıdaydık da… İlaç gibi geldi valla…”

Eli yine karımın bacağında, bana döndü. Şöyle bir süzdü beni… Bir Nil’e baktı, gülümsedi, sonra bana dönerek,

– “Demek sıkıntıdaydın, öyle mi? Ne gerek var canım üç kuruş nakit için sıkılmaya, üzülmeye… ” dedi. Nil’e baktı, ondan gözlerini ayırmadan bana konuştu. “ Peki, Efe, biraz daha nakit kazanmak istemez misin?” Hastaya çorba soruyor adam, anında üstüne atlayıp yanıtladım.

– “Elbette üstad… Kim istemez ki? Ne yapmam gerekiyor? Ne iş yapıcam?” Biraz durup öksürdü, boğazını temizledi.

– “Şimdi… Ne dersin bilmiyorum ama… Sen de biliyorsun. Karın bana çıplak modellik yaptı. Onun çıplak bedenine saatlerce bakarak resim yaptım.”

– “Biliyorum üstad…” Yalnız resim yapmadın ki, siktin de karımı…

– “Ama hep ikimiz yalnızdık. Bu gece sen de yanımızdasın. Şu anda, senin yanında, sen izlerken karının soyunmasını istiyorum.” Şaşırdım, ağzım aleni kaldı,

– “Nasıl yani?”

– “Dur, derhal itiraz etme… Karının üstünden çıkardığı her parça için sana bir yüzlük vereceğim. Çırılçıplak kalana kadar… Ne dersin?”

Şaşırıp kaldım. Ne diyeceğim? Sevinçten kuyruğumu sallamamak için kendimi zor tutuyorum. Her parçaya bir yüzlük mü? İçimden karımı bu kadar dekolte giydirdiğim için kendi kendime usturuplu bir küfür salladım. Ulan pezevenk, karını çıplak gezdirmekten beğeni alacağına bu akşam sıkı giydirseydin ya… Keşke kış mevsimi olsaydı, paranın belini kırmıştım şimdi…

– “Şey, bilmem ki üstadım… Tamam, nakit kazanmak güzel de… Nihayetinde Nil benim karım, ben onun nikahlı kocasıyım. Dediğin gibi, resim yaparken modellik başka, bu iş başka… Nasıl olur, bilmem ki…”

Nil’in gözleri parlıyordu, heyecanla bir bana bakıyordu, bir Sait hocaya… Kalktı oturduğu yerden, benim yanıma geldi. Eğilip dudaklarımdan diliyle jülide sıkıca bir öptü. İçtiği içkinin tadını dilinden aldım.

– “Hadi aptal, ruhsat ver bana… Nakit kazanmak istemiyor musun?” Kulağımda dilini dolaştırırken fısıldadı, “Çok azdım. Canım sevişmek istiyor. Bu gece bu adama kendimi siktirecektim zaten… Bırak istediğini yapsın. Sen de nakit kazanmış olursun.”

Sonra ayağa kalkıp ortada durdu, hocaya dönüktü. Benim yanıt vermemi bile beklememişti azgın orospu… Biliyordum, onun derdi nakit değildi. Sait hocanın yarağını yemekti, hem de benim yanımda…

– “Tamam hocam… Anlaştık. Kocam bana ruhsat veriyor. Karısı üstünden her parça giysi çıkardığında surat lira kazanacak. Hangi koca istemez ki, değil mi?”

– “Gel yanıma Efe…” dedi Sait hoca, yanındaki karımdan boşalan yeri gösterdi. “Güzel karının güzelliklerini birlikte seyredelim.” Derhal tavşan gibi zıplayıp karşı koltuğa geçtim, adamın yanına oturdum.

Karım evvel müzik setine gidip açtı, slow bir parçanın löp iç gıcıklayıcı tınıları yayıldı ortama… Heyecanlıydım. Sevgili karım yabancı bir erkek ve benim önümde striptiz yapacaktı. Titreyen ellerimle pantolonumun üstünden önümü oğuşturdum, sertleşmeye başlayan pipimi yatıştırmaya çalıştım.

Karım yavaş hareketlerle geldi, biraz önümüzde dikildi. Ellerini elbisesinin üzerinden şöyle bir göğüslerinden aşağıya, belinde, kasıklarında okşayarak gezdirdi. O da heyecanlıydı, belli oluyordu. Kuruyan dudaklarını diliyle yalaması beni de, Sait hocayı da mest etti. “Ohhh…” diye inlemesini duydum hocanın… Orospum benim..

Ağır hareketlerle iki elini sağ kulağına götürdü, sallantılı gümüş küpesini çıkardı karım… Şöyle bir havada tutup salladı, sonra bize doğru attı küpesini…

– “Biirr…” dedi gülümseyerek… Sait hoca tek eliyle gümüş küpeyi havada kaptı, gülümseyerek dudaklarına götürüp öptü.

– “Sen şeytanın tekisin, biliyor musun bebeğim?” dedi karıma… “Al bakalım Efe, ilk surat liranı kazandın.” diyerek öbür elindeki nakit demetinden bir yüzlük uzattı bana… Derhal kaptım parayı…

– “Bu da ikii…” diyerek ikinci küpeyi de fırlattı karım, hoca ikinci yüzlüğü tokaladı bana… Ulan iyi işti bu, ne yalan söyleyeyim. Bayıldım.

Nil yine ağır çekim, müziğin ritmine uyarak sallanır vaziyette ellerini arkaya götürdü. Yavaş yavaş salınarak elbisesinin fermuarını açtı biraz, sonra ip askılarını omuzlarından düşürdü. Kırmızı rujlu etli dudaklarını yalıyordu bunları yaparken, gözleri şehvetle bize diikilmişti.

Beyaz ipekli giysi omuzlarından indi, göğüslerini açıkta bıraktı yavaşça, incecik beli, o yalamaya bayıldığım göbek deliği meydana çıktı. Az sonra ak dantel külodu göründü. Güzelim kalçalarını öyle hoş bir kıvrımla sarıyordu ki minicik külot…

İpeksi ak giysi o yuvarlacık, dipdiri kalçalardan kayarak ayaklarının dibine serildi. İnce yüksek topuklu ayakkabılarının içinde ak jartiyer çoraplı bacakları ve minik küloduyla kaldı. Elbisenin içinden çıktı Nil, iskarpininin burnunu elbiseye geçirip bize fırlattı.

– “Bu da üüç…” dedi gülerek… İki erkek, gözlerimizi karımdan ayıramıyorduk. Yine havada kaptı atılan elbiseyi Sait hoca, burnuna götürüp derin derin kokladı, karıcığımın elbiseye sinen ten kokusunu ciğerlerine kadar çekti. Yine bir “Ohhh…” diye bir inilti geldi bunu yaparken, bir yüzlük daha sıkıştı elime… Parayı tutan elimi tutup sıktı hoca, gözünü karımdan ayırmadan,

– “Dostum, çok şanslısın. Harika, çok güzel, çok seksi bir kadına sahipsin.” dedi.

Karım elbiseyi çıkardıktan sonra da durmadı, soyunmaya devam etti. Elini jartiyer çorabının danteline götürdü. Okşayarak, iki parmağıyla, yavaşça indirmeye başladı. Eğildi, dizine kadar indi çorabın teki…

– “Yeter…” diye inledi hoca yanımdan… “Çıkarma çorabını… Böyle daha güzel… Çoraplı bacakların çok hoş, çok seksi…” diyerek bir yüzlük daha verdi elime…

Karım çorabın dantelini yine çekiştirip yukarıya kaldırdı, düzeltti. İkinci bacak için de aynı şey oldu, bir yüzlük daha… İskarpinlerini de çıkaracak oldu, onları da çıkarttırmadı, iki adet surat lira daha kazandım. İyi gidiyorduk.

Bir tek külot kalmıştı karımın üzerinde… Nefis, seksi, sikilesi bedeniyle önümüzde dikiliyordu güzel karıcığım… İki elini külodunu tutup çekiştirdi, incecik külodun ağı kadınlığının dudaklarının arasına sıkıştı, ikiye yardı şeftalisini… Kasık tüyleri iki yandan görünüyordu, ölüyü bile tahrik ederdi bu kadın… Nitekim Sait hoca, yanımda, koltukta kıpırdanıp duruyor, eliyle önünü oğuşturuyordu.

– “Devam mı?” diye ortaya sordu karım, eli külodunun lastiğinde, kalçalarını minik devinimlerle daire şeklinde sallarken… “Külodumu da çıkarmamı ister misin?”

– “Kocana sor bunu…” diye homurdandı Sait hoca… Yutkundum,

– “Devam et karıcığım…” diyebildim. “Durma, külodunu da çıkar…” Sait hocaya seslendim sonra, “Ama surat liraya olmaz bu üstad, haberin olsun. Neticede güzel karımın güzel şeftalisini göreceksin, ucuza gitmesin.”

– “Lafı mı olur? Yeter ki karın o külodu çıkarsın. Çok gördüm karının amcığını ama, bu akşam nedense çılgın etti beni… Hadi menfaat onu Nil…”

– “Peki… Madem kocam ruhsat verdi, külodumu da çıkarayım öyleyse…” diyen karım yine aynı yavaş hareketlerle külodunu sıyırmaya başladı.

Külodun ağı dudaklarının arasına takılıydı, çekiştirip yuvasından çıkardı. Kalçalarını iki yana sallaya sallaya, santim santim aşağıya indirdi külodunu… Dizlerine kadar inen külot kendiliğinden ayak bileklerine düştü.

Bacaklarındaki çoraplar ve ayağındaki iskarpinler haricinde çırılçıplak kaldı karım… Sait hoca elime bir iki adet surat liralık sıkıştırdı inleyerek… Nil iki elini beline koymuş, kendi etrafında dönüyor, eliyle kasıklarını sıvazlayarak kadınlığının bütün güzelliğini bize sergiliyordu.

– “Yaklaş…” diye emretti hoca… Karım yanımıza geldi. Elini uzattı adam, ince uzun sanatçı parmaklarıyla karımın amcığını şöyle bir okşayıp tüylerini parmaklarıyla düzeltti.

– “Mmmm…” diye inleyerek adamın kasıklarını okşayan parmaklarını eliyle tuttu Nil… Şehvetten gözleri kapanmıştı, beğeni alıyordu.

– “Ohhh… Bebeğim… Çok güzelsin… Amcığın harika görünüyor. Kabarmış. Pembecik içi… Islanmaya başlamış değil mi Efe? Baksana… Karının amcığı nasıl sulanmış…”

– “Evet… Islanmış…” dedim yutkunarak… “Heyecanlandığında, canı bir şey istediğinde hep böyle olur karım… Amcığı ıslanır, sulanır…”

– “Offf… Delirttiniz beni yahu… Yemin olsun, sikim taş gibi oldu, ağrımaya başladı. Efe, rica etsem, güzel karın şu biçare sikimi çıkarıp bir rahatlatsa… Sadece okşasın yarrağımı, başını ağzına alsın, emsin. Kaç nakit istersin karının bunu yapması için?”

– “Bilmem ki hocam, yapar mı? şayet yaparım derse bir beşyüz liranı alırım. Ne dersin Nil? Hadi Sait hocaya bir iyilik yapıver. Biraz daha nakit kazanalım, olmaz mı karıcığım?”

– “Sen yap dersen yaparım kocacığım…” dedi karım fısıltıyla, dudaklarını yalayarak… Orospu dünden hazırdı aslında erkeğin sikini yalamaya, içine almaya, kendini ona siktirmeye… Biliyordum. Aslında üçümüz de bunu biliyorduk da, spontane gelişen bir oyundu sanki yaşadığımız…

– “Yap öyleyse…” diye inledim zevkle… “Hocamın sikini menfaat da o güzel ellerinle okşayıver… Rahatlasın biraz zavallı…”

Karım önümüzdeydi zaten, yavaşça alçaldı, Sait hocanın dizlerini tutup ikiye ayırdı, bacaklarının arasına diz çöktü. Adam arkaya kaykılmış, bacak arasındaki karımı zevkle izliyordu.

Nil gözlerini ondan ayırmadan, dilini dudaklarında dolaştırarak, ellerini pantolonun önüne götürdü, üstünden müthiş kabardığı belli olan sertliğini okşadı biraz… Fermuarın sesi duyuldu. Elinin birini içeriye soktu. Karıştırdı, sonra da tutup adamın taş kesilmiş erkekliğini çekiştire çekiştire, zorlukla dışarıya çıkardı.

Yan dönmüş, derhal yanıbaşımda yabancı bir erkeğin sikini ellerinin arasında tutan karımı izliyordum heyecanla… Karımın ballandıra ballandıra anlattığı gibi vardı adamın erkekliği… İki eliyle tutuyordu, morumtrak başı dışarıda kalıyordu sikinin… Pembe, aleni renkli gövdesinin ten rengiyle ile hoş bir tezat yaratıyordu sikinin başı… Kalın damarları sikinin gövdesini sarmış, kan hücumuyla şişmiş, kasıklarındaki uzun kara kılların arasında bir deniz feneri gibi yükseliyor, harika görünüyordu. Öyle güzeldi ki… Bu siki aş için can atan karıma hak verdim. Benim bile canım çekti doğrusu…

– “Dur bebeğim…” diye emretti güzel yaraklı adam… Eğilip karımın istekle aralanmış dudaklarını öptü. “Sen sikimi yalamaya başlamadan kocanın parasını vereyim yavrum… Ne demişler, esnafın parasını peşin vereceksin.”

Beş adet yüzlüğü sayıp uzattı, havada kaptım beşyüz lirayı… Biraz utanmış, biraz ezilmiş, ama çokça tahrik olmuş durumdaydım. Düpedüz pezevenk yerine koyuyordu adam beni… Acımasızca aşağılıyordu. Hem de karımı sikmeden evvel kapıda parasını verir gibi değil… İş başında, benim yanımda, sikini karımın eline vermişken… Azgın orospu karımın yaptığı her muameleden sonra parasını bana ödeyerek…

Kendimi onun yanında değersiz bir köpek yavrusu gibi hissediyordum. Ve de inanılmaz ama, beni delicesine tahrik ediyordu bu aşağılanma… Benim biçare on santimlik pipim taş gibi sertleşmiş vaziyetteydi.

Parayı elimle tutup sıcaklığını hissederken, karım da eğilmiş, Sait hocanın sikini uzun parmaklarıyla okşuyor, alttan torbalarını tartıyordu. Eğilip başını öptü. Dudaklarını aralayıp ağzına alırken, ben gözlerimi manzaradan ayırmadan,

-”Ben zaten alışkınım senden nakit almaya…” dedim boğuk sesle…

-”Sana nakit vermedim ki hiç… Nil’e verdim hep…” dedi Sait hoca… Gözleri yarı kapalı, bütün dikkati sikini yalayıp emmekte olan karıma vermiş durumda… Islak ve kaygan ağzında emilen sikinden aldığı zevkle kendinden geçmiş…

-”Verdin. Hem de çok verdin. Tanımadın beni değil mi hocam? Küçüktüm o zaman… Senin öbür evinde kiracıydık biz… Nermin’in oğluyum ben… Bize geldiğinde nakit verir, bakkala yollardın beni, sokakta oynamaya gönderirdiniz.”

Şaşırmış vaziyette, gözlerini kısıp bana baktı. Sanki hafızasının derinliklerinden çıkarmaya çalışır gibi…

-”Nermin mi? Sen onun oğlu musun? İnan tanıyamadım seni Efe… On onbeş yaşlarında filandın o zamanlar değil mi? Sivilceli, ufarak bir şeydin. Değişmişsin iyice…”

-”Evet Sait amca… Kirayı almaya gelirdin. Babam evde olmazdı. Annemle döşek odasına geçerdiniz, beni bakkala gönderip… Sen evden çıkana kadar sokakta oynar, verdiğin paraları dışarda markette harcardım. Annem çağırınca girerdim eve…”

-”Vay… Nermin’in oğlu ha? Ulan Efe… Ses de çıkarmazdın hiç, annenle ne yaptığımı bildiğin halde… Kuzu kuzu parayı alıp çıkardın.” Kahkahayla gülmeye başladı. “Desene ben senin anneni de… Hay allah… İlahi çocuk… Adam olacak çocuk bokundan belli olurmuş. Daha o zamandan belliymiş senin ne olduğun… Ne cevher varmış sende de… Küçükken annenle, büyüdün, karınla…”

-”Ne yapayım Sait amca.? Elde yok, avuçta yok, kirayı ödeyemezdi babam… Akşam geldiğinde annem bugün kirayı ödedim derdi, başını öne eğer, sesini çıkarmazdı babam… Beni de tembihlemişti ikisi… Sait amcan geldiğinde sen dışarı çık, oyna derlerdi. Ben de biliyordum annemle ne yaptığınızı, sana kirayı nasıl ödediğini ama, işte…”

Hala gülüyordu adam… Karım da onun bacaklarının arasında, başını kaldırmış gülümseyerek sohbetimizi dinliyordu. Siki hala elindeydi, hafif hafif parmaklarının arasında okşuyordu sertliği… Söze karıştı,

-”İnanmıyorum sana Sait amca… Ne adamsın…” Elindeki penisi belinden tutup iki yana salladı. “Bu koca yarakla dünyaya kadın sikmeye, kadınlara beğeni vermeye gelmişsin sen… İkimizin de anasını sikmişsin. Ablam, ben, daha kimbilir kimler…”

-”Ama ne yapayım bebeğim… Bunun annesini bir görsen o zamanlar.. Tombul tombul her yeri bıngıl bıngıl, kaymak gibi karı… Fıkır fıkır kaynıyor, kira parası bahane onun için… Kaç kere söyledi sikişirken, aybaşı acele gelse de bir güzel siksem diye dua ediyormuş.” Bana döndü gülerek,

-”Valla Efe, ne yalan söyleyeyim yavrum, ilik gibi seksi karıydı senin annen… Kirayı almaya ilk geldiğimde dibim düştü. Üstünde daracık minicik bir elbise, saçlar, başlar, makyaj o biçim… Oturttu beni, meşrubat ikram etti. Bacak bacak üstüne atmalar, külodunu göstermeler, memelerini sergilemeler… Sonunda parayı uzatırken elimi bir tuttu baygın baygın, bir daha bırakmadı. Bir güzel sikişirdi ki… Bir ateşliydi ki… Senin ananı sikmelere doyamazdım. Akşama kadar ananı sikerdim de, baban istikbal diye zor ayrılırdım evden…”

-”Biliyorum hocam… Bir kaç kere gizlice eve girip izledim zaten… Çişim filan gelirdi, hela için girerdim eve… Döşek odasından annemin bağırtıları gelirdi. Biçare kadını bağırta bağırta sikerdin.” Yine güldü Sait hoca, eliyle karımın saçlarından tutup kucağına bastırdı. Karım ağzını iri açıp sikini ağzına alırken,

-”Yala aşkım, abes bırakma yarrağımı… Ağzını siktiğimin orospusu seni… Kocan annesini nasıl siktiğimi anlatırken sen de sikimi yala…” Bana döndü yine, “Seni orospu çocuğu seni…” dedi. “Pezevenk herifin evladı boynuzlu pezevenk… Ben ananı sikerken seyrettin ha? Hiç kızmadın mı bana ananı sikiyorum diye? Başkası olsa cinayet işler orda…”

-”Ya, kızdım ama, elimden ne gelir ki? Hem küçüğüm, güçsüzüm, hem de zorla olmadığını, annemin de sikilmek istediğini biliyorum. Hatta Nil’le evlendiğimizde seni görünce çok şaşırdım, karımın etrafında dolaşmaman için ondan uyardım. Annemi nasıl siktiğini hatırlayınca, karımı da sikersin diye korktum, öfkelendim.”

-”Boşuna korkmuşsun, ben zaten senin karıcığını sikiyordum. Ah senin orospu annen ah… Doymak bilmezdi fahişe… Ne amcık vardı senin ananda bir bilsen…” Karım atladı derhal söze, hocanın yarağını ağzından çıkarıp,

-”Biliyor zaten Sait amca… Gizlice sizi sevişirken izlemiş ya…” Gözleri parlıyordu fahişenin… Sohbetimiz onun hoşuna gitmişti. Yine ağzına aldı adamın sikini, kulağı bizde, işine devam etti.

-”Evet aşkım… Doğru söylüyorsun… Ben annesinin kaymak gibi amına gömerken izlemiş bizi… Annesi sikişirken seyretmiş. Ne yaptın ulan bizi izlerken? Kapıyı çekip dışarı mı çıktın? Yoksa ben ananı sikerken sen kapı önünde otuzbir mi çektin? Doğruyu söyle orospu çocuğu…”

-”Ya, tamam… Ne yalan söyleyeyim, çok otuzbir çektim sizi seyrederken… Ergenim ama, geneleve kadına gidecek nakit mı var? O zamanlar yaşım da küçük… Almazlar içeriye… Sizi seyrederken sikim kalkıyordu, ben de otuzbir çekiyordum. Sen annemin amına boşalırken, ben de elime boşalıyordum.”

-”Sapık pezevenk seni… Annesi sikilirken beğeni saha pezevenk…” diyerek gevrek gevrek güldü Sait hoca… Karım yine söze karıştı,

-”Hem de ne sapık benim kocam… Biliyor musun Sait, o yaşlarda azgınlıktan bu sapık kocam amcasının oğlu Ahmet’e siktirmiş kendini…” Bunu duyunca karıma kızdım, öfkeyle söylendim,

-”Ya orospu, ne anlatıyorsun sırrımı başkasına? Beni ibne zannedecek şimdi…”

-”Orospu deme ulan benim sevgilime… O sadece benim orospum, benim fahişem… Bak seen… Kendini siktirdin ha? Hem de amca oğluna… Hem sapık, hem pezevenk, hem de ensest…”

Yan yan bana baktı biraz, sonra sikini yalamakla meşgul olan karıma eğildi, uzun sarı saçlarını okşayarak, “Ne dersin, surat lira daha versem, seninle birlikte yarrağımı yalar mı kocan?”

-”Bence yapar. Parayı görünce dayanamaz benim kocam… Zaten deminden beri hayran hayran senin sikine nasıl bakıyor, bir görmen lazım… ” Bir kahkaha patlattı, “Kocam da annesi gibi nakit için değil, beğeni için yapar bence… Senin sikini de yalar, öbür şeyler de yapar…”

Sait hoca elindeki desteyi yan tarafına koymuştu. İçinden bir yüzlük çıkarıp bana doğru salladı,

-”Ne dersin Efe? Surat lira için sikimi yalar mısın? Yoksa? Yarrağım hoşuna gittiyse, nakit almadan, bedavaya yapar mısın?”

Bir adamın yüzüne baktım, bir bana doğru salladığı paraya, bir karıma… Bir an kararsız kaldım. İyice dibe vurmuştum artık, art dönüşüm yoktu bu noktadan sonra… Elimi uzatıp adamın elindeki surat lirayı kaparcasına aldım. Katı bir sesle homurdanarak karıma seslendim,

-”Bana da yer aç biraz…” diyerek adamın önüne çöktüm ben de… Sait hoca durdurdu beni,

-”Önce soyun bakalım sen de, karın gibi… Ne varsa menfaat üstünde, bir göreyim, iştahım açılsın iyice…”

Ayağa kalktım, üstümdekileri hızla çıkardım, karım ve sevgilisinin önünde bir anda çırılçıplak kaldım. Önce elimle benim on santimliği kapamaya çalıştım, sonra vazgeçip iki elim belimde, onlara baktım. Bir ıslık koyverdi adam,

-”Vavvv… Bu ne Efe? Sen de annene benzemişsin yavrum… Süt gbi bembeyazsın, kaymak gibisin…” Tüy dökücüyle temizlediğim vücuduma bakıyorlardı ikisi de… Bir kaç adet göğsümün ortasında, bir kaç seyrek tutam pipimin dibinde… Götümün deliğine kadar kılsız her yanım…

-”Kıllı erkek sever ama kendinde kıl istemez benim kocam” diyerek kıkırdadı karım… “Böyle kadın gibi, yumurta gibi olmayı sever.”

-”Durun, ben de soyunayım. Sizin yanınızda çok giyinik kaldım.” diyerek kalktı, o da üstündekileri çıkardı. Arkada at kuyruğu yaptığı uzun saçlarıyla, geniş omuzlu, dar kalçalı iri bedeniyle, önünde sallanan koca sikiyle harika görünüyordu. Çok yakışıklıydı piç… Yunan tanrısı gibi dikiliyordu önümüzde… Yutkundum. Parmağıyla işaret etti, karı koca yaklaşıp önünde diz çöktük.

Karımdan devinim yoktu, beni bekliyordu. Elimi uzattım, titreyen parmaklarımla adamın sikini tuttum. Parmaklarımda muhteşem erkekliğinin sıcaklığını, sertliğini, teninin ipeksi temasını hissettim. Yukarıya baktım. Elleri belinde, gözleri bende, her hareketimi izliyordu. Baktığımı görünce boğuk bir sesle homurdandı,

-” Devam et orospu çocuğu…” dedi. “Neyi bekliyorsun? Sen de Nil… Başlayın hadi…”

Başladık. Dudaklarımı sikin başına değdirip yavaşça öptüm. Ben bir elimle tutuyordum sikinin gövdesini, karım da bir eliyle tutuyordu. Ağzımı açtım. O karşıdan bakıp iç geçirdiğim mor şapkayı dudaklarımın arasına aldım. Sait hoca inledi. Dudaklarımın arasına kıstırdığım başını içerden dilimle yalarken, karım da eğilmiş, alttan taşaklarını yalıyordu.

Boşta kalan elimi erkeğin arkasına götürdüm sikini öperken, katı erkek kalçalarının üzerine koyup okşamak, kaslarının sertliğini avuçlarımda hissetmek istiyordum. Elim karımın eline değdi. O da aynı şeyi düşünmüş olmalıydı. Onun eli de erkeğin kalçalarında dolaşıyor, okşuyordu. Karımın elini tutup sıktım. İşimize devam ettik.

Karım alttan erkekliğinin gövdesini yalayarak geldi, o da benimle birlikte sikinin başını yalamaya başladı. Arada dillerimiz birbirini okşuyor, yaş dudaklarımızla öpüşüp yine Sait hocanın sikini yalamaya devam ediyorduk.

Arada karım ağzını iri açıp erkeğin sikini boğazına kadar alıyor, başını bademciklerine kadar dayayıp zorluyordu. Eminim Sait hoca, karımın vajinasına yarrağını sokup başını rahmine dayamış gibi hissediyordu. Aynısını ben de yapmaya çalıştım. Ama dibine kadar alamadım, midem bulanınca çıkarmak zorunda kaldım. Ne de olsa karım daha tecrübeliydi yarak yalamakta…

Yukarıdan erkeğin inleme sesi geliyordu. Müthiş beğeni aldığı belliydi adamın… Dört adet el, iki adet dudak, iki dil kasık bölgesinde dolaşıyor, her bir noktasını ayırt etmeksizin öpüp okşuyor, emip yalıyorduk erkeğimizin… Sonunda eğilip az öncesine kadar okşadığı saçlarımızı sertçe tutup çekti, bizi ayağa kalkmaya zorladı,

-”Off… Yeter orospular… Ayakta boşaltacaksınız beni… Yürüyün döşek odasına… Yatakta devam edelim.”

İyice sertleşip kalkmış sikini sallaya sallaya koltuğun üstüne bıraktığı nakit destesini aldı. Beş on adet yüzlük alıp elime tutuşturdu.

-”Al bu parayı pezevenk… Sana sormuyorum artık… Karının sulanmış şeftalisini yatakta sikeceğim. Amına koyucam karının… Godoş herif… Anneni siktiğim gibi bağırta bağırta sikicem karını… Sen de ben karını sikerken yarrağımın başını tutacaksın. Karının amcığına yerleştirmeme yardım edeceksin. Anlaşıldı mı dümbük?” Cümlesinin bittiği anda yarı katı bir tokat patlattı yüzüme…

-”Anlaşıldı…” diyebildim hafif, duyulur duyulmaz bir sesle… Adamdan ürkmüş, hatta korkmuştum tokadı yiyince… Aynen annemi siktiği ilk çocukluk yıllarıma dönmüştüm. Şimdiye kadar çağdaş bir şekilde konuşarak sohbet ettiğim bu sanatçı, ressam, entelektüel adamın yarrağı kalkıp sikişmek istediğinde, içinden bir canavar, bir ejderha çıkmıştı sanki… Elini kulağına götürdü,

-”Efendim? Anlayamadım. Bir daha söyle bakayım, ne yapacakmışsın?”

-”Sen karımı sikecekmişsin. Karımı sikerken ben sikinin başını tutacakmışım. Senin sikini karımın amına yerleştirecekmişim.”

İyice sinmiş, büzülmüştüm. Az evvel sikini yalarken biraz kalkan erkekliğim şimdi iyice küçülüp içine kaçmıştı sanki… Nerdeyse ağlayacaktım. Askerde buyruk tekrarı yapar gibi verdiği talimatları aynen yine ettim. Bu kez öbür yanağıma katı bir tokat daha…

-”Orospu çocuğu… Anasını siktiğimin evladı… Sana röntgencilik nasıl yapılırmış öğreticem. Demek ben anneni sikerken bizi rontlarsın ha? Şimdi de karının amına koyarken seyret bakalım… Dejavu… İstikamet döşek odası fahişeler… Marş marş…”